Zum Artikel springen

 

fototop


fotocenter


fotobottom

 

 


Logo Mint-ec
Adres
Istanbul Lisesi Alman Bölümü
- Deutsche Abteilung
Türk Ocağı Cad. 4
TR-34110 Cağaloğlu
- Istanbul
Tel./Fax.:
+90 (0) 212 514 01 68
Email:
sekretariat@istanbullisesi.net
Ana Sayfa arrow Okul Yaşamı arrow Uluslararası kültürel Spor Müsabakaları
Uluslararası kültürel Spor Müsabakaları
Kai Unger   
Oktober 2007

İstanbul Lisesi’nin organize ettiği spor müsabakalarına Bilbao Alman Lisesindeki öğrenciler de katıldılar.

Sözlerime; okul idaresine, spor öğretmenlerine ve özellikle İstanbul’daki Alman Lisesi “İstanbul Lisesi” öğrencilerine teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum. Gerek Alman tarafı gerekse Türk tarafı bu organizasyonların yürütülmesine destek sağlamaktadır, ancak sonuçta spor alanında öğrenciler yer alarak çaba göstermektedirler. Bütün bu öğrencilere Bilbao’daki öğrenci ve öğretmenlerden saygı ve övgüler ile kuvvetli ve içten kucaklaşmalar sunarız. Teşekkürler!

Ve seyahat böyle başladı

8 Haziran 2007, saat 14.30. Bilbao-Loiu havaalanı.

“Odalar nasıl?” “Frankfurt’da aktarma yaparken verilen bekleme süresi nekadar?” “Frankfurt’da şehri dolaşabilir miyiz?” “İstanbul’a olan uçuş süresi ne kadar?” “Saatlerimizi ayarlamamız gerekiyor mu?” “İstanbul’da gezme fırsatımız olacakmı?” “Daha ne kadar sürecek?” ve buna benzer burada değinmek istemediğimiz bir sürü sorularla karşılaşmanın sonucu, biran önce İstanbul’a varmayı ve 21 heyecanlı öğrencinin sonsuz sorularının sonunun gelmesini isteyen iki spor öğretmeni (Christian Pfeiffer ve ben). Nihayet varmıştık. 

Sabahın saat üçünde havaalanı binasından çıkar çıkmaz karşılama komitesi de orada idi ve orada bulunduğumuz altı gün içerisinde bu komite bizden bir an olsun ayrılmadı. Türk öğrenciler bizim sporcuları adım adım takip etmekle görevlendirilmişti. Bir okul servisi ile bizi kalacağımız yere götürüp oda dağılımlarımızı yapmışlardı. Belli ki Türkler “Maider” adının bir bayana ait olmadığını düşünmüş olsalar gerek, şans eseri olarak bana da tek kişilik bir oda ayarlanana kadar bir saat daha beklemek durumunda kaldım.

 
9 Haziran 2007 Cumartesi günü.

Uykudan uyanmanın en ilginç şekillerinden birini yaşadım. İki saat kadar uyuduktan sonra sabah saat altı civarı idi bağıran bir sesle uyandım, bir an nerede olduğumu kavramakta zorluk çektim, kalktım, pencereyi açtım ve ne göreyim; odamın on metre kadar uzağında minarede elinde mikrofon olan ve duaya çıkmış bir adam.
Saat sekizde okulun yemekhanesinde kahvaltı ve sonrasında Türk öğrencilerin rehberliğinde şehir turuna çıktık. Tek kelime ile muhteşem olan Aya Sofya’yı Sultan Ahmet Camii’ni ve Topkapı sarayını gezdik …

Okulun coğrafi konumunda eşsiz: İstanbul’un batısında ve eski yerleşim yerlerinin içinde yukarıda bahsedilen yapıtlara sadece iki dakikalık yürüme mesafesinde ve Avrupa ile Asya’yı bağlayan boğazdaki iskelelere beş dakika yürüme mesafesinde.

Pazar günü de benzer şekilde geçti:
Hepimiz birlikte hareket ediyorduk. (Estonyalılar, Romanyalılar, Türkler, Mısırlılar ve Bilbaolular) Türkiye’de bulunan önemli ve bilinen yerlere ait bütün yapı ve binaların da içinde olduğu Miniatürk’e gittik. 

Atatürk’ün (Türkçe anlamı Türklerin atası) son günlerini geçirmiş olduğu Dolmabahçe sarayına gitmek için otobüsü kıl payı yakalamıştık. Zamanında Atatürk Türk halkını daha modern hale getirmiş, İstanbul’da her yerde ona ait fotoğraflar, resimler v.s.  görmek mümkündür.

Öğleden sonra kıyafetlerimize özen gösterip iskeleden vapurla Anadolu yakasında bulunan Fenerbahçe stadına gitmek ve 100. yıl kutlamalarına katılmak üzere hareket ettik. Gruptan birçoğunun varlığını o gün öğrendiği Fenerbahçe takımını desteklemek için oradaydık ve kutlamalara katıldık. Taraftarlarla birlikte biz de şarkılara eşlik ediyorduk. Aslında bizim söylediğimize tam şarkı denemezdi ama o insan kalabalığında kimse bizim ne Türk olmadığımızı ne de o ana kadar Fenerbahçeli olmadığımızı anlayamazdı. Organizasyonlara habercilerin de çok yoğun ilgileri vardı. Kutlamalar çok etkileyiciydi!
 

11 Haziran Pazartesi günü.

Gerçeğin başlayacağı gün gelmişti. Yarışmalar başlamış ve biz kaybetmiştik. Ancak bu sorun değildi. Moralimiz iyiydi. Her Bilbao oynadığında tribünlerden destek çığlıkları inliyordu. Destekçilerimiz sadece bizlerden değildi. Türklerden, Mısırlılardan, Romanyalılardan, Estonyalılar … Öğrencilerimize karşı duyulan sempati dalgası inanılmayacak gibiydi. “Bilbao! Bilbao!” çığlıklarının sonu yoktu. Biz kendimiz bile inanmazdık ve kaybetmek üzereydik ancak onların bize güç verme destekleri devam ediyordu. Bunlar bizim için inanılmayacak atmosferlerdi. Moralimiz çok iyiydi.

 
12 Haziran Salı günü.

Basketbol oyunlarında yedek oyuncumuz bir gün önce sakatlanmıştı, yedek oyuncumuz olmamasına rağmen kazanmaya başlamıştık. Voleybol’da da en azından teknik, taktik ve stratejik açılardan kendimizi toparlamıştık. Sonuca gelecek olursak kaybettik.

 
13 Haziran Çarşamba günü.

Bugün aslında basketbol takımının dinlenmesi planlanmıştı. Ancak buraya oynamak için geldiğimize göre dostluk maçları organize ettik.  Voleybolcular oynamaya, öğrenmeye devam ediyorlardı, kendilerini aşıyorlardı ama maalesef karşı takımı aşamıyorlardı. “Öğrenmekten” kastettiğim sadece hareket teknikleri ve oyun taktikleri değil de kaybetmenin öğrenilmesiydi. Buda aslında çok kolay değildir. Şimdiye kadar yapılan bütün maçları kaybetmiştik. Ancak oynama hevesini hiç yitirmediklerini vurgulamalıyım. Hatta tam tersine sporcularımız kendilerini daha da motive ederek hem bireysel hem de grup içerisinde daha da iyi oynuyorlardı. Sonuçlara her zaman çekişmeli ulaşılıyordu.

Aslında ben burada yorumlarımı sadece spor üzerine yapmak istemiyorum. Türk ev sahiplerimiz akşamına bizler için Gala gecesi olarak Haliç’te gemi turu organize etmişlerdi.

Daha önceden buraya gelen okullar böyle bir akşam yemeğine nasıl gidildiğini biliyorlardı. İlk defa katılan bizleri kimse uyarmadığından yanımızda genelde spor kıyafetlerimiz vardı. Bizde elimizden geldiğince şık olmaya gayret ettik. Önümüzdeki sene için artık hepimizin haberi var ve herkes yanına davete uygun kıyafet getirecek! Bizi konuk edenler her şeyi düşünmüşlerdi. İlk başta hoş geldiniz kokteyli ardından canlı müzik ve gemideki akşam yemeği güvertenin altında iken tatlılarımızı güvertede yedik ve sonra müzikle devam ettik.

 

14 Haziran Perşembe günü.

Bugün için, Christian ve ben Şehzade Adaları adı verilen adalardan birine bir gezi organize etmiştik. Adaların o ismi almasının sebebi ise eskiden Türk şehzadelerin o adalara sürgün edilmesi ya da orada saklanmalarıymış. Adalar İstanbulluların yazlık olarak kullandıkları mekanlardan oluşmaktadır. Adalarda batı modernliği hakim ve ulaşım aracı olarak bisikletler ve faytonlar kullanılmaktadır.

Okula varır varmaz turnuvalar devam etti. O nasıl bir öğleden sonraydı! Kız voleybol takımımızla sonuçlarda doruğa ulaştık. Bu ne heyecan ve gerginlik! İlk seti kaybetmiştik ancak ikincisinde Estonyalıların yüzündeki ifade değişmişti. Oyuncuların diyalogları, enerjileri ve vuruş teknikleri çok iyiydi. Uzun süre maçı önde götürmemize rağmen 2 puanla yenilmekten kurtulamadık. Kutlamalara o kadar çok katıldık ki yenildiğimiz maç sanki bizim zaferimizdi.

Basketbol’da kızlarımız kazanmaya devam ediyorlardı. Bununla ilgili detaylar daha sonra…
 

15 Haziran Cuma günü.

Seyahatimizin sonuna yaklaşmıştık ve herkese hüzün çökmüştü. Kimse eve gitmek istemiyordu, kimse bir daha karşılaşmayacağını bilmesine rağmen güzel dostluklar kurulmuştu.

Çok ilginç bir gerçek vardı, o da; herkesin birbirleriyle almanca konuşup anlaşmasıydı. Hatta Bilbainilerin bile. Bunun da sebebi çok acıktı: herkesin ilgi alanı spor olup en iyi kendilerini ifade edebildikleri ortak dil almancaydı. Çevresindekilerle bu şekilde iyi anlaşabildiklerinden dolayı bütün bu zaman içerisinde almanca konuşuldu.

Sporun bilançosu: Basketbol takımımız Alexandria karsısında kaybetti ve turnuva 2. si oldu. Voleybol takımlarımız büyük inat ve fedakarlık gösterdi. Herkese kocaman tebrikler!!!

 
16 Haziran Cumartesi günü.

Sabah saat üç bucuk ve çalar saatim çaldı. Eve gidince minareden sabah ezanıyla uyanamayacak olsam da gideceğime bir taraftan sevinçliydim. Türk örgencilerin refakati ile birlikte sabah saat dörtte havaalanı yoluna koyulmuştuk…ve havaalanına vardık. Kimse daha fazla soru sormuyordu: “ Daha ne kadar sürecek?” , “ Frankfurt kaç saat sürüyor?”. Hepimiz çok yorgunduk, Christian ve benim tek istediğim bir şey vardı: Bilbao’ya varmak!


Bilbao Alman okulundaki spor öğretmeni Maider Calleja

 


Page was generated in 0.514923 seconds